Otizm Platformu 4+4+4 Ortak Görüşü

Print
21/03/2012

 

Otizm Platformu 4+4+4 Ortak Görüşü

 

“İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” hakkında Otizm Platformu Görüşü

20 Şubat 2012’de TBMM Başkanlığı’na sunulan “İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, 22 Şubat 2012 Perşembe günü TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda tartışılmaya başlanmış ve bu kanun teklifinin üzerinde yapılan kimi değişikliklerden sonra komisyonca 11 Mart 2012 tarihinde kabul edilmiştir.

Türkiye’deki otizmli bireylerin ekonomik, sosyal ve kültürel hayata tam katılımlarının sağlanması amacıyla birlikte hareket eden sivil örgütler olarak biz Otizm Platformu üyelerinin, yukarıda adı geçen kanun teklifine yönelik ortak görüşlerimizi şöyle özetlemek isteriz:

Otizm Platformu olarak, başta otizmli çocuklar olmak üzere tüm özel eğitime ihtiyaç duyanların akademik ve sosyal gelişimleri için üç yaştan önce aile eğitimi ve özel eğitim ile yoğun müdahale, üç yaştan sonra ise normal akranlarıyla bir arada kaynaştırma eğitimine tabii olmalarının gerektiğine inanıyoruz. Bunun yanı sıra, özel eğitim bu çocuklar için bir anlamda sağlık hizmeti olarak görülmelidir.

Eğitim biliminin en temel ilkesi, engelli çocukların diğer akranlarıyla beraber ve en az kısıtlayıcı ortamlarda eğitim almasıdır. Temsilcisi olduğumuz Yaygın Gelişimsel Bozuklar (YGB) taşıyan çocuklar için bu ilke bir zorunluluktur. Ülkemizde okul öncesi eğitim sadece engelli çocuklar için zorunludur ve bu durum çocuklarımızın akranlarıyla sosyalleşme ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Durum böyleyken, yeni yasa teklifinin tüm çocuklar için okul öncesi eğitimi zorunlu kılmamış olduğunu üzüntüyle karşılıyoruz. Fiziksel veya ruhsal engeli ne olursa olsun her çocuğun bir arada bulunacağı, beraberce sosyalleşip gelişimlerini sürdürmelerine olanak sağlayacak fiziki ve sosyal ortamlarda zorunlu okulöncesi eğitim almalarının önemini bir kez daha belirtmek isteriz. Komisyon çalışmaları sırasında bu konunun üzerinde yeterince durulmadığını düşünüyoruz.

Eğitimin temel unsurlarından biri ‘uyarlanabilir’ olmasıdır. Bir diğer deyişle eğitim, öğrencilerin farklı ihtiyaçları göz önüne alınarak esnek olarak verilmelidir. Çocuklarımızın bireysel özelliklerinin de dikkate alındığı, çocuklarımızın ve ailelerimizin odağa konulduğu bir eğitim sitemi içerisinde yer almalarını arzuluyor, bunun onların en temel haklarından biri olduğunu düşünüyoruz. Kaynaştırmaya hazır olmayan az sayıda engelli çocuk haricinde (bu çocuklar özel eğitim okulu, özel eğitim sınıfı gibi özel eğitim ortamlarına ihtiyaç duyarlar) tüm çocukların beraber alacakları temel eğitim azami öneme sahiptir.

Özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklarımız için, akranlarıyla birlikte olmak ve ayrımcı değil de kaynaştırıcı ortamlarda bulunmak büyük bir zorunluluktur.

Herkes için kaliteli ve zorunlu temel eğitim anayasal bir haktır ve bugün ülkemizdeki yasal düzenlemeler de bu yaklaşıma göre şekillenmiştir. Farklı, yeterli, engelli fark etmeden hep birlikte, aynı fiziksel ortamda sosyalleşerek alınacak zorunlu temel eğitim, gerek ulusal gerekse uluslararası yasalarla da güvence altına alınmıştır. Yeni kanun teklifiyle, büyük zorluklarla elde ettiğimiz kesintisiz eğitimin sona erdirilmesi bizleri endişelendirmiştir. TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nun kabul ettiği teklife göre, ikinci kademede “ortaöğretimi destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek, gelişim ve tercihlerine göre seçimlik dersler”in oluşturulacağı belirtilmektedir.

Bu durum endişelerimizi derinleştirmektedir. Yeni şekillenecek sistem içerisinde kaynaştırma eğitiminin nasıl uygulanacağını bilemediğimiz gibi, sınıfın genelinden farklı davranış ve öğrenme özellikleri gösteren öğrencilerin önemli bir bölümünün, gerçekte ne anlama geldiği anlaşılmayan açık eğitim tabiri nedeniyle, zaten isteksiz olan kişilerce kolayca örgün eğitim sisteminin dışına itilebileceklerini düşünüyoruz.

Zorunlu eğitimin on iki seneye çıkmasını büyük bir memnuniyetle karşılamamıza rağmen, engelli çocuklarımızın lisede açık öğretim veya evde eğitime yönlendirilecek olmalarını endişeyle karşılıyoruz. Otizmli, YGB’li çocuklarımızın lise düzeyinde de yaşıtlarıyla birlikte eğitim kurumlarında yer almalarını, kaynaştırılmış ortamlarda bulunarak ve dolayısıyla yaşıtları ile sosyalleşerek eğitim almalarını çok önemli buluyoruz. Adı geçen açık eğitimin sadece ‘çok istisnai’ durumlar için ve çok ‘özel izinler’le engelli çocuklar için geçerli olmasını ve asla çocuklarımız için alternatif eğitimi olarak alınmamasını istiyoruz.

Özel eğitimin, özellikle engelli öğrencilerin farklı eğitimsel ihtiyaçlarını özel yöntemlerle karşılayarak eğitimsel ve toplumsal yaşamın tüm alanlarına yaşıtlarıyla eşit biçimde katılımları temelinde bir sistem olduğu düşünüldüğünde, eğitim yoluyla mekansal ve program bazında yapılacak ayırmadan en fazla zararı engelli çocukların göreceğini düşünüyoruz. Bu yönde bir olasılığı ortadan kaldıracak önlemlerin alınması son derece önemlidir. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin[1] de altını çizdiği gibi, eğitimde çocuğun yüksek yararının her zaman gözetilmesi gereği unutulmamalıdır.

Sonuç olarak, ilköğretime ve eğitime ilişkin hazırlanan kanun teklifinin acele bir biçimde ve yeterince anlatılıp, çeşitli paydaşların katıldığı tartışmalara açılmadan TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’ndan geçirilmiş olması, Türkiye de yaşayan ve henüz doğmamış otizmlileri temsil eden, biz Otizm Platformu üyelerini üzmüştür.

Otizmin bilimsel olarak kabul edilen görülme oranı, yüz on kişide bir (1/110), dikkate alındığında, yukarıda belirttiğimiz noktalarda yoğunlaşan endişelerimizi, düşüncelerimizi, halen tamamlanmamış bu süreçte detaylıca aktarabilmeyi talep etmekteyiz.

 

[1] Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi.